Tüzder

Dil Öğrenmeyi Etkileyen Faktörler Nelerdir?

Anasayfa / Eğitim ve Rehberlik / Dil Öğrenmeyi Etkileyen Faktörler Nelerdir?

 

Dil Öğrenmeyi Etkileyen Faktörler Nelerdir?

Birden fazla dil bilenler çok mu zeki? Düşük yetenekli insanlar dil öğrenemez mi? Bu sorular, herhangi bir yerde dil konusu açıldığında akla gelen sorulardan bazıları. Peki, dil öğrenmenin çocuklukla, tecrübeyle, zekâ ve yetenekle ilişkisi var mı? Yabancı bir dil öğrenmenin fizyolojik serüveni nasıl?

Yapılan pek çok araştırmada erken yaşta yabancı bir dile maruz kalarak çift dilli olan

bireylerin empati, öz saygı, soyut düşünme becerileri, problem çözme becerileri ve genel zeka düzeylerinin tek dillilerden daha yüksek olduğu belirtilmiştir.

Hiç şüphesiz, dünya artık küresel bir köy haline geldi. Bu köyde iletişim kurmanın da en birincil yolu, yabancı bir dile sahip olmaktır. Hangi lisanı öğrenmemiz gerektiği konusu, tamamen ihtiyaçlar çerçevesinde değişen bir durum.

Peki biz İngilizce veya ihtiyaçlarımız çerçevesinde başka bir yabancı dil öğrenirken beynimizde neler olup bitiyor? Yabancı bir dil öğrenmenin fizyolojik serüveni nasıl? Dil öğrenme, yetenek gerektirir mi?

Yabancı dil öğrenme serüveninden önce bir çocuğun anadil edinim sürecine bir göz atalım. Bu konuda bilim insanları yüzlerce araştırma yapmış ve çocukların anadillerini öğrenme aşamalarını şu şekilde sıralamışlardır;

1- Dinleme dönemi (0-6 aylık)

Bu dönemde, bebeklerin çevresiyle iletişimi, dinleme yoluyla gerçekleşir. Burada bebeklerin iletişim sürecindeki en önemli aracı, ağlamaktır. Açlıklarını, susuzluklarını, rahatsızlıklarını ağlama yoluyla ifade ederler.

2- Mırıldanma dönemi (6-12 aylık)

Bebekler bu dönemde ba, ma, de gibi sesler çıkarmaya başlarlar. Çevresinden duydukları sesleri, taklit etmeye çalışan bebekler için bu seslerin fazla bir anlamı yoktur.

3- Tek kelime dönemi (12-18 aylık)

Bir önceki döneme göre bu dönemde, kelimelerin biraz daha anlamı vardır. Bebekler bu süreçte tek kelimelerle iletişim kurmaya çalışırlar. Örneğin babasına ait bir çantayı göstererek “baba” demesi o çantanın babasına ait olduğunu ifade etmek istemesindendir.

4- İki kelime dönemi (18-24 aylık)

Çocuklar bu dönemde iki kelime üretme eğilimindedirler. “Anne mama”, “Baba su” gibi ifadeler kullanarak iletmek istedikleri mesajı verebilirler. Bu dönem ayrıca kısa ve öz ifadeler dönemi olduğu için telegrafik dönem olarak da karşımıza çıkar.

5- Çok kelimeli dönem (24-32 aylık)

Bu dönemde çocuklar, daha anlamlı ve bağlamsal ifadelerde bulunabilirler. “Abi su ver” “Anne yemek ye” gibi cümleler kurabilirler. Bu dönemde dilbilgisi kurallarına uygun cümlelerin olmaması normaldir.

6- Cümle dönemi (32 aylık ve sonrası)

Kendilerini son derece rahatça ifade edebilirler. Dilbilgisi kurallarına uygun cümleler artık daha da belirgin hale gelmiştir. Zaman kavramları vardır. Kelime hazineleri gelişmeye başlamıştır. 

Yukarıda da görüldüğü gibi anadil edinimi sürecinin olgunlaşması bile yaklaşık 3 seneyi bulabiliyor ki; bu süreçte anne-bebek iletişimi bireyseldir. Çocuğa özgüdür. Biriciktir. Tabiri caizse 7 gün 24 saattir. Lakin iş, yabancı dil öğrenimine gelince bu süreç, sabır ve gayret isteyen bir süreç halini alıyor. Zira bu süreç ülkemizde ekseriyetle okullara bırakılıyor ve anne-bebek iletişiminde olduğu gibi süreklilik arz etmiyor. Nasıl ki bambular 5 yılda filizlenip 6 hafta gibi kısa sürede 30 metre boyuna ulaşabiliyorlarsa yabancı bir dil öğrenirken de birey, gelişim dönemlerine göre değişen, belli başlı süreçlere sahip. Bu süreç, sinaptik plastisite diye adlandırılan yani insan beynindeki sinirsel bağlantıların (sinapsların) kullanıldıkça güçlendiği, kullanılmadıkça zayıfladığı; durumun, yoğunluğunun yüksek olduğu dönem olan erken çocukluk döneminde daha kısadır.

Ana Dilimizi Nasıl Öğreniriz?

Dil bilimcilere göre insanlar doğuştan dil edinim aygıtı diye bilinen bir aygıtla dünyaya gelirler. Dil Edinim Aygıtı, bebeklerin ve küçük çocukların hızlı ve kolay dil edinimini açıklamak için beyinde doğuştan (içsel olarak) var olduğu kabul edilen zihinsel bir sistemdir. Bu özellik insan fıtratında olan güdüsel bir özelliktir.

‘Dil Edinim Aygıtı’ Fikrini Temel Olarak Destekleyen Argümanlar Şunlardır:

  • Çocuklar, dil bilgisi ve gramer konusunda önemli ölçüde doğuştan gelen bir bilgiye sahip olmasalardı,fiiliyatta olduğu gibi iki yıl gibi bir süre içinde hızlı bir şekilde dil öğrenemezlerdi,
  • Çocuklar yetersiz girdiye rağmen yeni yapıda duydukları cümleleri anlamaktadırlar. Dil edinim aygıtı gibi bir sisteme sahip olmasalardı çocuklar, bunları anlayamazdı. Bu süreçte aslolan, bireylerin doğdukları andan itibaren önce dinleyerek yeterli miktarda girdiye maruz kalmaları ardından da çevresindeki bireylerle etkileşime girerek kendilerine gelen mesajları anlamlandırmasıdır. Dil edinim aygıtıyla bireyler, tıpkı bir yap-bozun parçalarını birleştirmek gibi bütüne ulaşarak dil edinimi sürecinde rol alırlar.

1997 yılında yapılan kapsamlı ve günümüzde hala uygulamalı dilbilim otoritelerince referans gösterilen bir araştırmaya bakalım şimdi. Bu çalışmada bireylerin farklı dilleri öğrenmelerinin insan beynini nasıl çalıştırdığı üzerine araştırmalar var. Beyin MR çalışması temelli olan bu araştırmada, dil öğrenme sürecinin beyinde nasıl bir biyolojik değişimlere neden olduğu saptanmış. Bu çalışmada, yaklaşık 7 yaşına kadar öğrenilen farklı bir dilin, beynin sol lobunun ön kısmında bulunan ana dil öğrenim merkezinden beslendiği görülmüş. Belirli bir süre sonra o merkezin hemen yanında farklı bir nörolojik bölgede ikinci dilin yeri oluşmaya başlamış. Ardından da şöyle bir sonuç ortaya çıkmış; birey, anadili ile ikinci dilini etkileşime alarak, belirli bir süre sonra iki merkez arasında bir kaynama meydana geliyor ve ikinci dili de anadili gibi kullanmaya başlıyor.

Yetişkinlerde Bu Süreç Nasıl Oluyor?

Sinaptik plastisite yoğunluğu, çocuklara oranla az olduğundan dolayı bu süreç yetişkinlerde biraz uzayabiliyor. Fakat yetişkin beyninde çoklu ve çapraz bağlantı fazla olduğu için yetişkin beyni, ilişkisel öğrenir. Önceden öğrendiği bilgiyi veya edindiği tecrübeyi süreçteki girdiye hızla bağlayarak onu daha hızlı ve farklı bir şekilde hafızaya alabilir. Bu da yetişkin bireyin beyin tecrübesine dayalı bir işlemdir.

Dil öğrenme konusunda çokça sorulan ve bazı durumlarda bireylerce maalesef savunma mekanizması olarak da kullanılabilen bir diğer durum, dil öğrenmenin yetenek gerektirip gerektirmediğidir.

Bu konuya dair dil yeteneği kavramının ilk kez 1959 yılında John B. Carrol tarafından ortaya atıldığını görüyoruz. Carrol’a göre dil öğrenen bir kişinin, kendisine verilen egzersizi veya etkinliği ne kadar süre içerisinde tamamladığı, öğrencinin sahip olduğu motivasyon seviyesi ve etkinliği yaparken karşılaştığı zorlukları nasıl çözdüğü gibi boyutlar, dil yeteneği kavramını oluşturuyor. Ve bu alanda meslektaşı Stanley M. Sapon ile Modern Language Aptitude Test (MLAT) yani Modern Dil Yeteneği Testi’ni geliştiriyor. Bu testten yüksek puan alan öğrencilerin dile karşı yeteneği olduğunu belirlemeyi amaçlıyor. Şu kadar var ki; dil öğrenme sürecinin tam anlamıyla bir yetenek işi olduğunu söylemek zor. Zira bu süreçte bireylerin kendi ilgi, istek, motivasyonları kapsamında sürecin, bireyin kendi iç dünyalarındaki dinamikler ile ateşlendiği bir gerçek. Bunu da tarihteki birçok şahsiyetin dil edinimi sürecince disiplinli ve motivasyonlu bir tavır içinde olduklarından anlıyoruz zaten. Örneğin; Fatih Sultan Mehmed Han’ın, Avni mahlası ile edebi eserler vermesi Farsça ve Arapça ’ya hâkim olduğunu, çocukluk döneminde Boşnakça konuştuğu ve edindiği bu Boşnakça ile 50.000 Boşnak’a hitap ederek hepsinin Müslüman olması; bilim ve tekniğe olan merakından dolayı Latince ve Grekçe öğrenmesi, kendisinin içinde olan istek ve heyecan ile ilgili olduğu bir gerçektir. Çok dilli kişilerin içlerinden gelen dinamikleri ateşleyerek 2, 5 hatta 8 dil öğrendiğini görebilirsiniz. 

Görüldüğü gibi beyin ve dil öğrenme arasındaki ilişki, çok boyutlu bir özelliğe sahiptir. Eğer bu ilişki iyi bir şekilde kurgulanırsa beyne sağladığı yararın yanı sıra, hayat kalitesini de ne denli arttırdığı açıkça görülebilir. Bunun için bireyin ihtiyaç duyduğu tek şey, bireyin öğrenme süreci ile beyin arasında yapacağı iyi bir kurgudur.

TÜZDER Neler Yapıyor?

Dahi Park Atölyeleri
Yetenek Atölyeleri
Zeka, Yetenek ve Gelişim Testleri
Rehberlik ve Danışmanlık Hizmetleri
Terapi
Hizmetleri
Dikkat Müdahale Programları
Uygulayıcı
Eğitimleri
Eğitim
Materyalleri