
Zeka Testi Niçin Tek Başına Yeterli Değildir?
Zekâ, soyut bir enerji, kullanılabilecek bir cevher ve yeryüzünde gezen bir hazine denilebilecek nitelikte değer verilen bir konudur.
Zekâ konusunda birçok tanım yapılmakla beraber uzmanlara göre, kişinin öğrenme kapasitesi ile öğrenilmiş bilgilerin toplamının; görülen değişikliklere başarılı bir şekilde uyum sağlayabilmeyi mümkün kılan zihinsel aktivite diyebiliriz. Yani tüm öğrendiklerimizi bir odaya doldurduğumuzu düşünelim. Bir problem ile karşılaştığımızda o problemin çözümü ile ilgili elimizde ne var diye odamızın içine bakarız. Yeterli veri varsa ve biz de onu nasıl kullanacağımızı biliyorsak sorunun üstesinden gelmiş oluruz. İşte burada odamızın içindeki veriler, aslında bizim hafızamızı temsil eder ve bu verileri nasıl kullandığımız ise zekâmızı temsil eder. İnsanlar için zekânın üst düzey olması her zaman toplum tarafından hayranlık uyandıran bir durum olmuştur. Bilişsel yetkinlik altındaki beceriler, belli başlı sorularla test edilmeye çalışılmıştır. İnsanlığın varlığıyla birlikte bu konunun üzerine çalışmalar, farklı amaçlar doğrultusunda da olsa zekâ ile ilgili ölçümlerin yapıldığı düşünülmektedir.
Tarih boyunca gerek geleneksel yapıda olsun gerek bilimsel yapıda olsun, insanların merak ettiği; iyi potansiyelden nasıl faydalanabilecekleri olmuştur. Bunun için de kendilerine göre test yöntemleri kullanmışlardır. Tüm bu süreçte asıl ulaşılmak istenen şey, soyut bir kavram olan zekânın, gerçekçi bir şekilde ölçülebilirliği üzerine çalışmak olmuştur.
Bu zamanda zekâyı değerlendirmek, kişinin sahip olduğu cevheri ortaya koymaktadır.
Ancak aranan şey, zekânın ötesinde nasıl kullanılabileceği, kullanabilmek için hangi başlıklarda desteklenmesi gerektiği, yetkinlik ve yetenek alanlarının belirlenmesi, 21. yy. becerilerine hazırlık durumu ve gelişim için öneriler sunan değerlendirmeler yapmaktır. Bunun için yapılacak testler, geleneksel yapının dışına çıkan; kültürel etkenlerden bağımsız, sıradışı beceri tarafını ölçen özellikte olmasıdır.
Şimdiye kadar baktığımız kısımlar ve yazılanlar ışığında testlerde aranan nitelik; 21. yy. becerilerini ölçebilmesi, zeka, yetenek, gelişim vb. başlıklarda değerlendirmeler yapabilmesidir. TÜZDER uzmanları bu amaçla “Bireyi Bütünüyle Tanıma”(BBT) programını geliştirdi. Bireyin sadece zekâsını değerlendirmenin sağlıklı sonuç vermeyeceğini bu sebeple bütüncül incelenmesi gerektiğini savunmaktadır. Çocuklar zihinsel, fiziksel, duygusal, sosyal ve ruhsal alanlarda ölçekler kullanarak çok boyutlu değerlendirilmektedir. Bu sürecin her aşamasında ailelere rehberlik sağlamak amacıyla ebeveyn, psikolog ve öğretmen, iş birliği içerisindedir. Yapılan çalışmalarda tespit edilen sorunlara çözüm yolları sunmak hedeflenir. Ülkemizde eğitsel tanılama çalışmaları genel olarak değerlendirildiğinde, çoğu çalışmanın maalesef çocukların zihinsel durumunun tespitinden öteye geçmediği öngörülmektedir. Bu durum aile için, sınırlı ve sorularına tam olarak cevap bulamadığı bir sonuç ortaya koymaktadır. Değerlendirme aşamasında aileye sadece, çocuğun zihinsel skoruyla alakalı rehberlik etmek, diğer gelişim basamaklarının göz ardı edilmesine neden olmaktadır. Oysaki çocukların başarısında zekânın yeri olduğu kadar; kararlılık, ahlaki değerler, insan ilişkileri, motivasyon gibi sosyal, duygusal ve ruhsal alanlarda gelişimin de önemli bir yeri vardır. Tüm bu tecrübelerden yola çıkan TÜZDER, eğitsel değerlendirme çalışmalarını, bireysel zekâ testlerinin yanında objektif ve projektif değerlendirme araçlarının, anket ve envanterlerinin de dahil edildiği bireyi bütüncül bir değerlendirme imkanı sağlayan BBT’yi uygulamaktadır.
Çocukların sağlığı, anne babaları için çok önemlidir. Hasta olduklarında veya gelişimleri yaşıtlarına göre geri ise hemen doktora götürürüz. Gerekli önlemleri almak için her şeyi yaparız. Peki ya fiziksel gelişimleri kadar önemli olan zihinsel, ruhsal, duygusal ve sosyal gelişimleri?
