Düşüncelerimiz Davranışlarımızı Nasıl Yönetiyor?
Bazı işleri, kendinize inandığınız ve güvendiğiniz için gerçekleştirebilmiş olabileceğinizi ya da aslında yapabilecek beceride olduğunuz bir işi, olumsuz düşüncelerinizden dolayı yapamadığınızı hiç düşündünüz mü?
Kendini gerçekleştiren kehanet deneyi” ya da “öğrenilmiş çaresizlik” olarak da adlandırılan bu durum, kişinin gelecekteki davranış ve olaylar hakkındaki beklentilerinin gerçeğe dönüşmesidir. Biz, kontrol edemediğimiz şeylerin olumsuz sonuçlanacağını öğrenir, zamanla bu düşünceyi hayatımızın her alanına işleriz.
Sürekli başarısızlığa uğrayarak çabalasak da bir şeyi değiştiremeyeceğimiz inancını ediniriz. Tekrar deneme cesaretini yitirir ve çabalamayı bırakırız. Yani başarısızlığı kökten kabulleniriz. Daha kötüsü, bu girdaba kapıldığımızda belirli bir konuda başarısız olmakla kalmaz; sosyal, akademik hayatımızda da hatalar yaparız. Yani öğrenme ve yaşam, birbirinden ayrılmayacak iki parçadır.
Beyin, kontrol edilemeyen durumlara maruz kaldığında çabalamadan kabullenmeyi yani çaresizliği öğrenir. Böylelikle yeni şeyler öğrenmeye yönelik hevesini kaybeder. İstekten ziyade yapılan işler, artık mecburiyete dönüşür. Bu durum sıra dışı düşünmenin ve verimli çalışmanın önüne geçer ve hayat kalitemiz düşer.
Öğrenilmiş Çaresizlik ve Ön Yargılar İnsan Beynini En Çok Sınırlayan Duygulardır!
Düşünce, duygu ve davranışlarımız bir bütün halindedir. Her biri bir diğerini etkiler. Olumsuz bir duygu durumu içerisinde olduğumuzda aklımızdan geçen olumsuz düşünceler, moralimizin daha da bozulmasına neden olur. Moralimizin bozulması ise çoğunlukla durumu düzeltmeye yarayacak yapıcı davranışlar yerine, canımızı sıkan ve durumu bizim için daha da zorlaştıracak davranışlar içine girmemize neden olabilir. Ortaya koyduğumuz olumsuz davranışlar bazen olumsuz olayların başımıza gelmesine de neden olabilir
DURUM: Sınavdayım.
- DÜŞÜNCE: Hata yapmamalıyım. Eğer düşük not alırsam bu sonum olur. Asla düzeltemem.
- DUYGU: Kaygı, umutsuzluk.
- DAVRANIŞ: Soruları doğru dürüst okumadan cevaplamaya çalışmak.
Oysa sadece olumsuzlara odaklanmak yerine durumun farklı yönlerini de aklımıza getirmek, farklı duygu ve davranışlar sağlayabilir.
- DURUM: Sınavdayım.
- DÜŞÜNCE: Şu anda kaygılıyım, bu yüzden böyle düşünüyorum. Kaygı, benim doğal bir duygum. Yaptığım şeyi önemsediğimi gösterir.
Hata yapmam, hiçbir şey yapamayacağım anlamına gelmez.
- DUYGU: Rahatlama.
- DAVRANIŞ: Soruları daha dikkatli okuyup cevaplamaya çalışmak.
Görünmez Cam Etkisi
Sizi sınırlandıran şeylerin aslında kendi düşünce ve inançlarınız olduğunu fark ettiniz mi? Pirelerle yapılan bir çalışma, bu durumu somutlaştırır nitelikte. Pireler, 30 cm yüksekliğindeki cam bir fanusun içine konulur ve bulundukları zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler, zıplayarak kaçmaya çalışırken, tavandaki cama çarparak düşerler. Bu durum defalarca tekrarlanır. Sonuçta pireler, bu fanusta 30 santimden fazla zıplayamadığını öğrenir. Deneyin ikinci aşamasında tavandaki cam kaldırılır ve zemin tekrar ısıtılır. Görülür ki pireler yine 30 cm yükseğe zıplamakta. Yani tavandaki camın kaldırılması, pirelerin daha yükseğe zıplamalarına imkân sağladığı halde hiçbiri buna cesaret edemez. Görünmez cam etkisi tam da burada devreye girer. Cam artık engel olmaktan çıksa bile pireler artık zıplamaktan vazgeçmiştir. Belki 1-2 cm daha yükseğe zıplasalar, fanustan kurtulacakken sonucun bir şeyi değiştirmeyeceğine inandıklarından bunu denemezler bile! Peki, görünmez cam, çocukların hayatının neresinde? Bu soruya aslında her alanda diyerek cevap verebiliriz. Ancak biricik çocukların yeteneklerini kısıtlayarak düz bir kalıba uyarlamaya çalışan eğitim sistemimiz, bu etkiyi en çok gördüğümüz alandır. Erken yaşlardan itibaren gelişen öğrenilmiş çaresizlik, okul hayatında “başarısızlık beklentisi” olarak karşımıza çıkmaktadır. Çocuk, yeteneklerini sergileyebilmek için ne yaparsa yapsın, sistemin kurallarına uyum sağlamadığında arkadaşları, öğretmeni hatta ebeveynleri tarafından bile baskıya maruz kalmaktadır. Okul bir nevi cam bir fanusa dönüşür. Yeteneklerini, potansiyelini kullanarak başarılı olmak yerine sadece sınavlardan yüksek not almaya odaklanır. Bu alanda da başarısız olduğunda nedeninin kendisi olduğunu düşünür ve çaresizlik hissi daha da büyüyerek hayatının tüm alanlarını kaplar. Başarısız olacağını düşünerek artık arkadaş edinmez, eğlenmek, içinden gelmez, derslerine ilgi göstermez. Kendine karşı olumsuz duygular, besler ve bu duygular kartopu gibi giderek büyür.
“Çalışsam da başarılı olamayacağım, istediklerimi elde edemeyeceğim. Ne yaparsam yapayım, sonuç hep aynı. Hiçbir şeyi başaramıyorum. Bunlar, iç sesiniz mi yoksa çevrenizde bu sözleri sürekli olarak söyleyen kişiler mi var?”
Nasıl Olsa Hiçbir Şey Değişmeyecek mi?
Çocuklarda öğrenilmiş çaresizlik, bilişsel ve duygusal alanlarda yetersizlikle kendini gösterir. Oluşan bu yetersizliğin ne gibi sonuçlar doğurduğunu şöyle açıklayabiliriz. Çocuk, akademik hayatı içerisinde defalarca sınava girer. Bu sınavlarda başarısız olduğunda, sonucu değiştiremeyeceğini düşünerek başarılı olamayacağına dair olumsuz inançlar edinir. Oluşan yetersizlik düşüncesi, çocuğun benzer durumlara veya farklı derslere karşı az istekli ve az hevesli olmasına sebep olur. Yani bir sonraki sınava çalışmak istemez. Bu durum, bilişsel alanda potansiyelini doğru şekilde yansıtamama, duygusal alanda ise özellikle sınav anlarında kalp atışları ve kan basıncında yükselme, titreme, kaygı ve çöküntü gibi belirtiler oluşturur. Tekrar sınava gireceği zaman, kendini üzgün ve kaygılı hisseder. Sınav anında terleme, kalp atışında hızlanma gibi belirtiler yaşar. Bu durum, bilinenin aksine çok erken yaşlarda başlar. Özellikle çocuğun ihtiyaç duyduğu alanda desteğin sağlanmaması, gösterdiği çabanın, içinde bulunduğu olumsuz durumu hiçbir şekilde değiştiremeyeceği hissine kapılmasına neden olur. Böylelikle çaresizlik ve umutsuzluk duyguları ortaya çıkar.
Hangi Davranışlar Gözlemlenir?
- Düşük kendine güven
- Pasiflik
- Düşük motivasyon
- Çabuk vazgeçme
- Çaba eksikliği
- Düş kırıklığı
- Erteleme davranışı
- Yardım istememe
Öğretmen Temelli Öğrenilmiş Çaresizlik
Rosenthal ve Jacobson’un 1968’de yürütmüş oldukları, öğretmen-öğrenci etkileşimini ele alan “Sınıftaki Pygmalion” adını verdikleri çalışma, beklentilerin gerçeğe dönüşmesinin en büyük örneklerinden biridir. Çalışma, bir ilkokulun birden altıya kadar olan sınıflarında, 1.539 öğrenci ve 98 öğretmen ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmacılar, öğrencilere bir zekâ testi uygulamış ve “normal zekâ” seviyesine sahip olan öğrencileri rastlantısal olarak iki gruba ayırmışlardır. Birinci gruptaki öğrencilerin öğretmenlerine, test sonuçlarına göre ortalamanın üstünde zekâya sahip oldukları, akademik yıl boyunca alışılmadık derecede ilerleme ve zihinsel gelişim gösterecekleri söylenmiştir. İki öğrenci grubu arasındaki tek fark, öğretmenlerin, ortalamanın üstünde zekâya sahip olduğunu düşündükleri öğrencilere dair beklentileridir. Öğretmenler, olumlu beklentiler doğrultusunda öğrencilerine daha sabırlı ve yüreklendirici davranmış, beklentilerini onlara; ses tonu, yüz ifadesi ve benzeri yollarla iletmişlerdir. Bu durum öğrencilerin benlik kavramlarını, kendilerine ilişkin algılarını olumlu yönde etkileyerek onları daha fazla çalışmaya güdülemiştir. Dönem sonunda aynı test aynı öğrencilere tekrar uygulanmış ve ortalamanın üstünde zekâya sahip oldukları söylenen öğrencilerin, %70’inde 10 puanlık bir IQ artışı, %30’unda ise ortalama 22 puanlık IQ artışı görülmüştür. Çalışmadan da yola çıkarak farkına varmak gerekiyor ki düşünce ve beklentiler hem kendimizin hem de başkalarının hayatlarını yeniden şekillendiriyor. 7’den 70’e herkes kendinden bekleneni yapma ve gerçekleştirme eğilimi içerisinde fakat işin özü, doğru düşünce ve davranışlardır.
Kültürel yapımıza baktığımızda da “Ne ekersen, onu biçersin” “Aklıma gelen başıma geldi” ya da “Bir insana kırk gün deli dersen, deli olur” gibi sözlerle de aslında yaşamlarımızın ne kadar temelinde yer aldığını görüyoruz.
Ebeveyn Temelli Öğrenilmiş Çaresizlik
Yetişkinlikte görülen öğrenilmiş çaresizliğin çoğu çocuklukta başlar. Çocuğun, stresli durumları kontrol edemeyeceğine dair olan inancı, ebeveynleriyle kurduğu ilişkiyle başlar. Gün içinde söylediğimiz “Hiç uğraşma zaten yapamazsın.” “Sen kim, bunu başarmak kim!” “Neyi yaptın ki bunu da yapasın!” gibi ifadeler, hem biz ebeveynlerin hem de çocukların, çaresizliği ne kadar benimsediğinin somut bir göstergesidir.
BAKIŞ AÇIMIZI NASIL DEĞİŞTİRECEĞİZ?
Hissettiğiniz Duyguyu İsimlendirin!
İçinde bulunduğumuz duygu durumunu belirlemeye çalışmak, düşüncelerinizi doğru şekilde yönetebilmeyi sağlayacaktır. Bu sebeple kendinize “Öfkeli veya üzüntülü müyüm?” “Yoğun bir kaygı mı yaşıyorum?” gibi sorular sorun.
Düşüncelerinizi Sorgulayın!
Düşüncelerin gerçekçiliğini sorgulamak, hata yapmanın önüne geçer. “Bu düşündüklerim ne kadar gerçekçi?” “Böyle düşünmek bana ne katıyor?” “Yoksa yararlı düşünceler mi daha olumsuz hissetmeme yol açıyorlar?” gibi sorularla farkındalığı arttırabilirsiniz.
Alternatif Düşünceler Geliştirin!
Daha gerçekçi, yararlı ve duruma uygun düşünceler bulun. “Daha keyifli olduğum bir anda ne düşünürdüm?” “Güvendiğim bir arkadaşıma bu düşüncemi söylesem bana ne söylerdi?” “Aynı şeyi, sevdiğim bir arkadaşım bana anlatsa ona ne söylerdim?” “Ne tür düşünce hataları yapıyorum?” gibi sorularla, doğru düşünceyi keşfedin.
Odağınızı Değiştirin!
Kendinize, çocuğunuza ve öğrencilerinize karşı ön yargılı olmak, performansımızı olumsuz yönde etkiler. Bu sebeple duygu, düşünce ve davranışlarınızın odağını değiştirin. “Hiçbir işi beceremeyeceğim.” Gibi çaresizlik ve olumsuz düşünceye sürükleyen cümleler kullanmak yerine “Bunu yapamadım ama bir daha çok çalışarak hedefime ulaşabilirim.” gibi olumlu bakış açısına yönelten cümleler kullanın.
Direksiyonun Kontrolü Sizde!
Kontrolün kendisinde olmadığını düşünen 7’den 70’e herkes, değiştirmek istediği şeyler için çaba göstermek yerine pes etmeyi seçer. Çünkü çabaya rağmen başarısız olunacağı düşünülür. Bir nevi savunma mekanizması olarak kullanılan bu durum, kontrolü ele almakla, yönetilebilir bir hal alacaktır. Bunu fark edip yaşantınızda yönetebileceğiniz kısımların sorumluluğunu almaya odaklanın.
Çaresizliğe Değil Çabaya Odaklanın!
Çünkü başarı, çabada gizlidir. Kendinize, çocuğunuza veya öğrencilerinize “ Yine yapamadın” vb. eleştirilerde bulunmayın. Üstesinden gelmekte zorlanılacak sorumluluklar yerine sosyal ve akademik hayatta başarıya götürecek hedeflere odaklanın.
Düşünce Hataları
- Aşırı genellemek
- Ya hep ya hiç şeklinde düşünmek
- Olumsuzlukları büyütmek
- Olumluyu geçersiz kılmak
- Kişiselleştirmek
