Çağımız Çocuklarının Problem Davranışları ve Çözümleri
SPOT: Hepimizin zaman zaman ne yaptığını bilmediği, öfkeden gözümüzün döndüğü veya üzüntüden ne söylediğimizi kontrol edemediğimiz dönemler olmuştur. Çünkü duygusal varlıklarız. Birer yetişkin olarak bu duygularla biz dahi başa çıkamazken sizce çocuklarda durum nasıl?
Duyguların Dışa Vurumu
Yetişkinlerde görülen birçok davranış probleminin aslında çocuklukta başladığı fakat kimsenin bu durumun üzerine gitmemesi sonucu sorunun yetişkinlik dönemine kadar taşındığını hepimiz biliyoruz. Çünkü çocuk dünyaya geldiğinde yaşamını sürdürebilecek bilgi ve becerilerden yoksundur. Bu bilgi ve beceriler ilk olarak aileden ve de yaşam deneyimlerinden öğrenilir. Davranış problemleri dediğimiz kavram tam da burada karşımıza çıkıyor. Gelişim dönemlerinde çocuğun baş etmekte zorlandığı duygular, olumsuz davranışlara dönüşerek dışarı yansıyor. Her ne kadar bazı çocuklar zamanla kendi kendilerine bu problemleri aşabilseler de işimizi şansa bırakamayız değil mi?
Fakat burada bahsettiğimiz şey çocuğun öğretmen/anne/babasının sözünü dinlememesi, kardeşleri veya okul arkadaşları ile kavga etmesi değil, bunların kalıcı bir davranış biçimi haline gelmesidir. Eğer çocuk sürekli olarak birileri ile kavga ediyor, büyüklerinin sözünü dinlemiyor, isyan ediyorsa ve bu durum ev, okul ve sosyal hayatındaki insanlarla iletişimine zarar veriyorsa artık bir davranış problemi var demektir.
Eğitim Dünyası
Konuya eğitim perspektifinden baktığımızda, öğretmenlerin karşılaştığı en ciddi problemlerden biri, sınıf ortamında ortaya çıkan davranış problemlerini yönetmektir. Öğretmen, öğrencinin yaşadığı bir problem olduğunu bilir, gözlemler, sıkıntılı hisseder ancak sıklıkla ne yapacağı konusunda kararsız kalır.
Öğretmen, başkalarına ve okul malına zarar veren, kuralları çiğneyen, kavga eden, yalan söyleyen ve bağıran bir çocuk gördüğünde öncelikli olarak bu çocukla ilgili ne yapacağını merak eder. Daha sonra bu çocuğun gelecekte nasıl olacağı konusunda endişe duyar. Çocuk saldırganlık eğilimlerine devam edecek mi? Büyüdükçe bu tür davranışlar azalacak mı? Hatta, bu çocuk yetişkin olduğunda toplumda sorun yaşayacak mı?
Eğitimcilerin umut ettiği şeyler aslında tam da bu soruların cevaplarında gizli. Çocuklar fiziksel ve sosyal olarak olgunlaştıkça davranış ve akademik problemler hafifler veya zamanla şiddeti azalır.
KUTU: Uyumsuz ve problemli davranışların toplumda görülme oranı %5-15 arasında değişkenlik gösterirken 18 yaşın altındaki erkeklerde %6-16, kızlarda %2-9 oranında olduğu tespit edilmiştir.
Yeni Bir Pencere
Davranış bozukluğu olan çocuklar diğer yetersizliklere sahip olan çocuklara göre daha fazla yüke sahiptir. Çünkü gelişimsel güçlüğü veya zekâ geriliği olan bir çocuğu farklı davranışları için suçlamayız. Ancak davranış bozukluğu olan çocukların eylemlerini kontrol edebileceklerini, eğer isterlerse rahatsız edici davranışlarını durdurabileceklerini düşünürüz. Yanlışımız aslında tam da burada başlıyor.
Çocukların problemli davranışlarına karşı açımızı değiştirerek bakmamız gerek. Davranış bozukluğu, uyum ve davranış sorunu zannedilen belirtiler, çocuğun henüz geliştirmesinin erken olduğu beceriler ya da içinde bulunduğu gelişim döneminin tipik belirtileri olabilir. Örneğin, 2 yaş sendromuna dair belirtiler gösteren bir çocuğun her şeye hayır demesi, tutturma ve inatlaşmaları bu yaş dönemine ait davranışlardır. Fakat bu tepki ve davranışları 6 yaşında görülüyorsa davranış problemlerinden şüphelenilmelidir. Çocukta uyum ve davranış bozuklukları olduğunu söyleyebilmek için öncelikle; davranışın gelişim dönemine yani yaşına uygun olup olmadığına, sıklığına ve yoğunluğuna, sürekliliğine yani 6 aydan fazla aynı şiddetle devam ettirmesine bakılmalıdır. Çünkü çocukta uyumsuzluğun ve olumsuz davranışların şiddeti arttığında bozukluğa dönüşür. Aynı şekilde görülen uyum ve davranış sorunlarının ne sıklıkta görüldüğü de bozukluk diyebilmek için önemli bir faktör. Çocuklar kendilerini güvende hissetmediklerinde; daha huysuz, hırçın, aşırı davranışlar sergileyebilir. Bu davranışlar bir nevi çocuğun negatif enerjisini boşaltma yöntemidir.
Öğrenilmiş Çaresizlik
İnsan öğrenebilen bir varlıktır. Doğduğu andan itibaren refleks tepkileri dışındaki tüm davranışlar öğrenilmiştir. Yani çocuklar sadece olumlu ve güzel davranışları değil, olumsuz ve zararlı davranışları da öğrenmiştir. Öğrenme serüveni boyunca defalarca deneyip başarısız oldukları konularda belli bir zaman sonra öğrenilmiş çaresizlik geliştirir ve deneyip başarısız olmayı göze almaktansa, hiç denememeyi tercih eder duruma gelir.
“Laftan sözden anlamaz birisin, senden bir şey olacağı yok” sözleri ve verdiği mesaj ilk zamanlarda çocuğu üzer. Bunu değiştirmek için çabalar fakat zaman içerisinde aynı sözleri duymaya, aynı olumsuz tepkilere maruz kaldıkça yaşadığı başarısızlıklar sonucunda akademik, sosyal ve duygusal gelişiminde ciddi gerilemeler meydana gelir. Kendi kendine “Her şey yine aynen tekrarlanıyor” diye düşünür ve durum gittikçe kötüleşir. Bunun sonucunda “işe yaramaz” biri olduğu fikri çocuk tarafından artık benimsenmiştir. Ne yaparsak yapalım çocuk artık dünyaya bu gözle bakacak ve buna göre hareket edecektir. Tüm bunlardan yola çıkarak görüyoruz ki olaylar karşısında gösterdiğimiz tutumlar, olayların kendisinden daha önemlidir.
Davranış Bozukluğu Olan Çocuklar Genellikle;
- Tırnaklarını yer.
- Kıskançtır.
- Eleştiriye tahammülsüzdür.
- Kolayca hüsrana kapılırlar.
- Ruh hali genellikle gergin ve huzursuzdur.
- Otoriteye karşı direnç gösterir.
- Akranlarıyla geçinemez, anlaşamaz.
- Okul çalışmalarına karşı ilgisizdir.
- Anne/Baba tarafından sıklıkla baskıya maruz kalır.
- Agresif davranışlarda bulunur.
- Kronik şekilde hastalıklarından (karın ağrısı vb.) söz eder.
- Utangaç, korkak, ürkek ve endişelidir.
- Çözemediği problemleri içine atar.
- Ani çıkışları vardır, gereksiz yere bağırıp çağırabilir.
- Sıklıkla öfke nöbetleri geçirebilir.
PROBLEM DAVRANIŞLAR VE ÇÖZÜMLER
SALDIRGANLIK
Saldırganlık, çocuğun genellikle kendi akranlarına ve başkalarına vurması, ısırması, tekmelemesi, eşyaları fırlatması ve tükürmesi gibi zarar vermeyi hedefleyen davranışlarda bulunmasıdır. Bilinenin aksine saldırganlık belli dönemlerde normal bir tepki biçimi olarak kabul edilebilir.
Çocuklar Neden Saldırgan Davranışlar Sergiler?
- Saldırgan davranışların yetişkinler tarafından ödüllendirilmesi ve pekiştirilmesi. Genelde aile fertleri tarafından çocuğun saldırganlığı onaylanır. Örneğin; Kavga eden çocuğa ailesi tarafından “aferin” veya “seni döveni sen de döveceksin” gibi telkinlerde bulunmasıdır.
- Çocuğun ihtiyaç duyduğu anlayışı, sevgiyi ve kabulü aile ve sosyal çevresinden görmemesi.
- Şiddet içerikli televizyon programları ve bilgisayar oyunlarının olumsuz etkisi.
- Ev ortamında anne-babanın, okul ortamında öğretmenin aşırı otoriter ve baskıcı tutumları, buna bağlı olarak yaşanan iletişim problemleri.
- Çocuğun anne/baba, öğretmen ya da arkadaşları tarafından şiddete maruz kalması.
Saldırgan Davranışlar Nasıl Yönetilir?
- Öncelikle anne-baba-öğretmen olarak çocuğa saldırganlık modeli olmaktan kaçının. Çünkü çocuklar zor durumlarda nasıl tepki verileceğini biz yetişkinleri gözlemleyerek öğrenir. Ayrıca çocuğun gelişim dönemlerini ve bu dönemdeki ihtiyaçlarını iyi bilerek yaklaşım sergileyin.
- Saldırgan davranışları kesinlikle şiddet uygulayarak cezalandırmamalıdır. Çünkü şiddet gören çocukta düşmanlık duyguları gelişir ve pekişir. Bunun yerine olumlu davranışlar pekiştirilerek olumsuz davranışların ortaya çıkması önlenmelidir. Örneğin; arkadaşıyla oynarken, kavga etmediğinde ve bağırmadığında bunu sözel olarak ödüllendirin.
- Çocuk sinirliyken onunla tartışmayın, sakinleşmesini bekleyin ve daha sonra yaptığı davranış ile ilgili konuşun.
- Çocuğa yaptığı bu davranışların dezavantajlarını gösterin hatta kimi zaman deneyimleyerek sonuçları üstlenmesine fırsat verin. Saldırgan davranış göstererek isteklerini elde edemeyeceğini ona anlatın.
- Çocuğun öfke duygusunu dışa vurması için sportif faaliyetlerde bulunmasına ve belirli bir süre dışarıda oynamasına izin verin. Bu duygu, düşünce ve bedeninin dengelenmesini sağlayacaktır. Böylelikle davranışlarını daha kolay kontrol edebilecektir.
- Saldırgan davranışlar karşısında sakin davranın; sert, duygusal tepkiler yerine ben dilini kullanın. Örneğin “Sinirlendiğinde sözümü dinlemeyip bağırdığın için üzüldüm”.
- Çocuğa şiddet içeren televizyon programları seyrettirmeyin. Yine benzer nitelikte sanal oyunlardan uzak tutun.
ÇALMA
3–4 yaşındaki bir çocuğun başkasına ait bir oyuncağı almasının çalma olup olmadığına karar vermek için çocuğun bulunduğu dönem özelliklerini iyi bilmek gerekir. Çalma davranışı çoğunlukla okul çağlarında görülür. Önemle üzerinde durulması gereken bir konudur. Bir çocukta 10 yaşından sonra çalma davranışı devam ederse bu önemli bir problemin göstergesidir ve mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır.
Çocuklar Neden Çalma Eylemine Başvurur?
- Çocuğun temel ihtiyaçların önemsenmemesi ve karşılanmaması durumunda ortaya çıkabilir. Çocuk; sevgi, ilgi ve anlayıştan mahrum bırakıldığında anne-babasının veya öğretmeninin ilgisini çekmek için bu davranışı sergileyebilir.
- Çocukta sahip olma düşüncesinin veya başkasına ait eşyaları izin almama kavramının gelişmemiş olması.
- Çocuğun başkasına duyduğu kızgınlığı dışa vurmak, hesaplaşmak ve intikam almak istemesi. Örneğin; anne-babasına veya öğretmenine kızgın bir çocuğun, onlardan intikam almak için bir şey çalarak ailesini zor duruma düşürmek ve üzmek ister.
- Anne-babanın çocuğun yaptığı bu davranış karşısında tepkisiz kalması veya bu durumda gerekli tepkiyi görmemesi çocuğu cesaretlendirir ve çocuk çalma davranışını tetikler.
- Özellikle pasif veya başarısız bir çocuğun akran grubuna kendisini kabul ettirme isteği. Örneğin; babasının cüzdanından para alarak arkadaşlarına hediye alması gibi.
Çalma Davranışı Nasıl Önlenir?
- Çocuğa genel olarak “kötü çocuk” damgasını vurmayın. Çalmış olabilir ama bu onun her yönüyle kötü bir çocuk olduğunu göstermez.
- Çocuğunuza başkalarının eşyalarına önem verme ve dürüstlük değerleri üzerine yaşına uygun etkinlikler yapın. TÜZDER Yayınları Sosyal-Duygusal Beceriler Geliştiren Kitaplar Serisinden faydalanabilirsiniz.
- Çalma davranışının sonucundaki sorumlulukları üstlenmesine olanak tanıyın. Örneğin, izinsiz aldığı bir eşyayı sizin de eşlik ettiğiniz bir anda sahibine özür dileyerek geri vermesini sağlayın. Aldığı eşya zarar görmüşse yenisini alın ve parasını da çocuğun harçlıklarından ödetin. Yalnız çocuğun harçlığını tamamen kesmeyin.
- Çocuğun kendisine ait eşyalarının olmasını sağlayın. Bu onun mülkiyet bilincini geliştirecektir. İhtiyacı olduğunda ise ödünç eşya almanın yollarını öğretin.
- Çalma davranışını gözlemlediğiniz çocuğa aşırı tepki vermeyin ve şiddet uygulamayın. Bunun yerine neden bu davranışa yöneldiği üzerine açık uçlu sorular sorun ve sohbet edin. Uzun öğütlerden kaçının.
YALAN
Yaşantımızda yalana yer olmadığından, kötü bir davranış olduğundan ve buna maruz kalmaktan hoşlanmadığımızdan sıklıkla bahsederiz. Ancak bazen yanlış olduğunu bile bile karşımızdaki insanları kırmamak, bazen başkalarının hayranlığını kazanmak bazen de kendimizi savunmak için bir şekilde yalana başvurabiliriz.
Çocuklarda 7 yaşından önce söylenenler yalan olarak kabul edilmez. Çünkü bu yaş dönemindeki çocukların inanılmaz bir hayal dünyaları vardır ve gerçekle gerçek olmayanı ayırt edemezler. Söyledikleri ve anlattıkları kandırma ve yanıltma amacı taşımaz.
Çocuklar Neden Yalan Söyler?
- Baskıcı ve otoriter anne-baba-öğretmen tutumları ve katı kuralları çocuğu fazlaca sınırlandırdığı ve korkuttuğu için çocuk yalana başvurabilir.
- Çocuğa üstesinden gelemeyeceği sorumluluklar yüklemesi kaygı oluşturur. Bu sebeple yetişkinin beklentisini karşılamak ve olası olumsuz sonuçlardan kaçmak için yalan söyleyebilir. Örneğin, yerine getirmesi gereken bir sorumluluğu yapmış gibi anlatabilir.
- Çocuğa şiddet uygulanması, sık sık eleştirilmesi, başkalarıyla kıyaslanması ve çocuğun mükemmelliğe zorlanması gibi durumlar yalan söyleme davranışına itebilir.
- Çocuğun başkalarının hayranlığını kazanmak istemesi. Örneğin; Arabaları olmadığı halde arkadaşlarının ilgisini çekmek için arabalarının olduğunu söylemesi gibi.
- Çocuğun istek ve özlemlerini dile getirmek istemesi. Örneğin; Babası ölen bir çocuğun babasının seyahate çıktığını söylemesi.
Yalan Söyleme Davranışı Nasıl Önlenir?
- Yalan söylediğinde çocuğa aşırı tepki göstermemeli ve ağır cezalar vermemelidir. Aksi takdirde çocuk cezadan kurtulmak için yalan söylemeye devam edecektir.
- Çocuğa üstesinden gelemeyeceği, yaşına uygun olmayan sorumluluklar yüklemeyin.
- Kuralları çocuğun yaşamını fazla sınırlandırıcı ve baskıcı olabilecek şekilde koymayın. Yumuşak ve hoşgörülü bir tutum sergileyin. Çocuğu başkalarıyla kıyaslamayın.
- Çocukla sıcak ve yakın bir iletişim kurulursa çocuk yalana başvurmak zorunda kalmayacaktır. Böylece isteklerini, beklentilerini, sıkıntı ve kaygılarını sizinle rahatça paylaşabilir.
- Çocuğa kesinlikle “yalancı” etiketi yapıştırmamalıdır. Aksi takdirde çocuk bu etiketin gerektirdiklerini yerine getirerek yalana devam edecektir.
- Çocuğunuza doğruyu söyletmek için; “Doğru söylersen ceza vermeyeceğim” dedikten sonra, çocuk doğruyu söyleyince aşırı tepki vermek ya da şiddet uygulamak çocukta yalanı pekiştirir. Bu nedenle verilen sözler yerine getirilmeli ve çocuk cezalandırılmamalıdır.
Doğru Desteği Sağlayamazsak Ne Olur?
6 yaşında davranış bozukluğu teşhisi almış 297 erkek çocuk 4 grup şeklinde gelişim süreçlerince uzmanlar tarafından takip edilmiştir. Gruplar kronik yüksek saldırgan davranışlar, artan saldırgan davranışlar, orta düzey saldırgan davranışlar, saldırgan olmayan davranışlar şeklinde ayrılmıştır. 6 yaştan başlayan bu takibat 12 yaş, 19 yaş ve 20 yaş dönemlerinde de aktif olarak devam etmiştir. Sonuçlar doğru desteği alamamış olan çocukların yetişkinlik döneminde de saldırgan davranışların sürdüğü yönündedir. Kronik yüksek saldırgan davranışlar, artan saldırgan davranışlar sergileyen çocukların ise dörtte üçünün yetişkinlik döneminde antisosyal kişilik bozukluğu tanısı aldığı tespit edilmiştir.
Şimdi, yorum ve düşünme sırası sizde. Çocukları eğitim ortamında değerlendirirken doğru pencereden bakabiliyor muyuz? Akademik gelişim için çabalarken aynı özveriyi ahlaklı ve doğru davranışlar sergilemesi için gösterebiliyor muyuz? İhtiyaç duyulan sosyal ve duygusal desteği sağlıyor muyuz?
