
Bir ‘Klasik Koşullanma’ Deneyine Var mısınız?
Balon şişirdiğinizde yanınızdaki bazı insanlar, gözlerini kısarak bakar ve gerginleşir. Çünkü balonun şişerken veya patlarken çıkardığı sesi, korkunç bir şeyle ilişkilendirmeyi öğrenmişlerdir. Tüm bunlar, “Klasik Koşullanma” adını verdiğimiz bir durum sonucu ortaya çıkan, sayısız insan davranışlarından sadece birkaçıdır. Çağrışımlarla öğreniriz. Zihnimiz, art arda gelen olayları doğal olarak birbirine bağlar. Ve bu sayede birbiri ardına gelecek olaylar öğrenilmiş olur. Öğrenmenin klasik koşullanma teorisi, yaklaşık 100 yıl önce psikoloji tarihinin ünlü isimlerinden olan Ivan Pavlov tarafından geliştirilmiştir. Pavlov köpek deneyleri ile olaylar ve nesneler arasında bağ kurulduğunu açıkça göstermiştir. Deneyde, bir eliyle köpeğine et verirken diğer eliyle de bir zili çalar. Köpek, başta bunu anlamaz çünkü zil, onun için bir şey ifade etmiyordur ve eti yemekten başka bir şeyle ilgilenmiyordur. Fakat birkaç defadan sonra köpek, ne zaman zil çalsa arkasından et gelmese bile salya akıtarak tepki vermeye başlamıştır. Bir süre sonra artık köpek, zil sesi ile et arasında bağ kurmuştur ve ete gösterdiği salya tepkisini zile de göstermiştir.
Koşullu Refleksler Nasıl Kazanılır?
Duygusal tepkilerinizin nasıl oluştuğunu ve nereden geldiğini hiç merak ettiniz mi? Bu teori pek çok insanın duygu ve davranışını açıklayıp, yorumlamak için kullanılmaktadır. Fobilerin nasıl oluştuğu, olumlu ve olumsuz duygularımızın kaynağı, sevdiğimiz ve sevmediğimiz şeyler, kontrolümüz dışında edinilen tecrübelerimize bağlı olarak öğrenilir. Örneğin ebeveynlerinde fobi olan çocukların, korkulan nesneye doğrudan maruz kalmadığı halde, anne ve babasının tepkilerine bağlı olarak yani dolaylı koşullanmayla yılan, örümcek gibi şeylere karşı, aynı fobileri geliştirebilmektedir.
Koşullanarak Öğrenmeyi Test Edelim
Kendi kendinize yapacağınız bir deneyle bunun nasıl olduğunu öğrenebilirsiniz. Tek ihtiyacınız zil, ayna ve lambası olan bir oda. Odada zili çalın ve hemen sonrasında ışığı kapatın. Zifiri karanlıkta 15 saniye kadar bekleyin ve ışığı açın, 15 saniye daha bekleyin ve bu işlemi 15-20 kez tekrarlayın. Şimdi ışıklar açıkken göz bebeklerinizi aynada dikkatle izleyip zili çalın. Işıkta bir değişiklik olmamasına rağmen göz bebeklerinizin büyüdüğünü göreceksiniz. Gözbebeklerimiz ışık yoğunluğuna bağlı olarak büyüyüp küçülür. Bunun üzerinde herhangi bir kontrolünüz yoktur veya bunun nasıl yapılacağını öğrenmeniz gerekmez. Zil sesi de başlangıçta sizin için bir şey ifade etmezken, klasik koşullanmayla gerçekleşen öğrenme sonucu gözbebeklerinizi yöneten bir uyaran haline gelmiştir. Yani, klasik koşullanma hayatımızın her alanındadır. Ancak biz bu durumun pek farkında değiliz. Örneğin çocuklar, iğneyi ilk gördüklerinde ağlamazlar hatta hastaneye ilk iğne olmaya gittiklerinde korkmazlar ancak iğne olduktan sonra canları yanar ve bu yüzden daha sonrasında hastaneye her gittiklerinde daha iğneyi görmeden ağlamaya başlarlar. Henüz iğne yapılmadan canı yanacağına yönelik koşullanmıştır. Aslında bu tür deney ve örnekler gündelik hayatta yaşadığımız korku, kaygı gibi duygular ve kaçınma gibi davranışlarımızın görünmeyen taraflarını gün yüzüne çıkartıyor. Günlük yaşantımızda “normal davranışlarımız” olarak algılanan birçok şey aslında klasik bir koşullanmadan ibaret. Hayatı bir de bu süzgeçten geçirerek yeniden değerlendirelim. Korktuğumuz ya da kaygılandığımız şeylere karşı iyi bir deneyim yaşamak veya o nesneye karşı olan düşüncelerimizi değiştirmek zamanla duygu ve davranışlarımızın da değişerek hayata daha iyi adapte olmamızı sağlar.
“Hiç daha önce, bir ortama girdiğinizde sadece ilaç kokusunu alarak bedeninizde ağrı oluştuğunu hissettiniz mi? Eğer bu durumu yaşadıysanız sebebi, kokunun, geçmiş hastalık deneyimlerinizden koşullanmış olması ve kokunun da bu çağrışımı tetiklemiş olmasıdır.”
